Evlilik ve Aile Terapisi isminden de anlaşılacağı üzere, karı- koca ya da bir birim olarak tüm ailenin tedavisidir. Terapinin odak noktası geleneksel terapi yaklaşımlarında olduğu gibi, bir hasta veya problemli olarak nitelendirilen bir birey değil, bir bütün olarak ailedir.Bir sistem bütünlüğü içinde karşılıklı ilişkilerle bir bütünlük gösteren aile üyelerini tüm olarak tedaviye almak, birey üzerine yoğunlaşmaya göre daha çabuk ekonomik, doyurucu ve başarılı olmaktadır.

Evlilik danışması ; evlilik öncesinde nişanlılık ilişkileri, eş seçme , evlenme, evlilikte karı koca ilişkileri gibi konularda yapılan danışmalardır. Evlilik terapisinde ise karı- koca ilişkileri üzerinde yoğunlaşılır. Evlilik ve aile görüşmlelerinde danışman, taraflarla tek tek görüşebileceği gibi, taraflarla birlikte de görüşmektedir.

Geleneksel olarak Aile ve evlilik sorunları büyük bir çoğunlukla ailedeki büyüklerin devreye girmesi ile, eşlerin kendileri tarafından ya da dışardan bir kişinin yardımı ile çözümlenmeye çalışılmaktaydı. Geleneksel olarak dışardan birisinin önerisine gerek duyulduğunda bu kişi akıllı ve deneyimli olduğu kabul edilen bir kişi olmaktaydı. Ancak günümüzde bu tür geleneksel yardım istekleri azalmış, toplumda olan , kültürel, yapısal ve taknolojik alanlarda olan hızlı değişmeler aile yapısının değişmesini, ailelerin ana- baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aileye dönüşmesine yol açmıştır.Toplumun yapısında ortaya çıkan değişikler sonucu aile otoritesinde olduğu kadar, aile sorunları olduğunda başvurulan çevredeki kişilerin otorite olma niteliğini de değiştirmiş, bu kişilerin etkileri de büyük oranda zayıflamıştır.

Toplumsal değişimlerin getirdiği bir diğer önemli sonuç da modern toplumlarda evlilik sorunlarının artış göstermesi ve yardım isteyen insan sayısının inanılmayacak derecede çoğalmasıdır.O halde modern toplumlarda çekirdek ailenin , anne- baba gibi yaşlı kuşakların deneyimlerinden yararlanma olasılıkları düşük olduğu gibi, çağdaş toplumun getirdiği gereksinimler ve yaşantılar da , geleneksel toplumlarda geçerli olan çözüm önerileri ve yaklaşımlardan farklı bir bakış açısı gerektirmekte, profesyonel aile ve evlilik danışma hizmetlerine ihtiyaç duyulmasına neden olamktadır.

Eğer Çift arasındaki sorunlar;

  • Cinsel işlev bozukluklarına yol açıyorsa,
  • İletişim sorunları hat safhaya ulaşmışsa,
  • Sadakatsizlik yani aldatma yaşanmışsa,
  • İş-özel hayatta dengesizliklere yol açıyorsa,
  • Başta çocuklar olmak üzere diğer aile bireylerini de etkiliyorsa,
  • Mutsuzluk bir kader gibi görülmeye başlarsa,
  • Aile-içi şiddet başlamışsa,
  • Bireysel psikoterapi yöntemleri evli bir kişinin sorunlarının çözülmesinde yetersiz kaldığında,
  • Bireysel psikoterapi tekniklerini uygulamak güçleştiğinde vb. durumlarda bir aile ve evlilik danışmanına başvurulmalıdır.

 

Dr.Obengül Ejder

Kaynaklar: Acherman, N.W., “ Family Process “ New York, Basic Boks,1970

Prof.Dr.İbrahim Etem Özgüven, Evlilik ve Aile Terapisi, Ankara 2000

Dr.Cem Keçe, CTD , Kasım 2007

 
 
 
 

Cinsel işlev bozukluklarından dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, yeniden cinsel eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, cinsel çatışmaları çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere "cinsel terapi" diyebiliriz.

Danışan ve terapist arasında karşılıklı ilişki ve iletişimi kullanan bir takım uygulamaları içeren cinsel terapide dolaylı olarak cinsellikte iyilik sağlamaya çalışılır ve çiftlerin yatakta performans seyircisi değil oyuncu olmaları sağlanır.

Cinsel terapide öncelikle cinsel işlev bozukluklarının intrapsişik bir çatışmadan mı kaynaklandığı, yoksa kişiler arasındaki bir çatışmanın etkisiyle mi oluştuğu araştırılır. Çünkü cinsel işlev bozuklukları sosyokültürel baskılar, cinsellikle ilgili bilgi eksikliği, önemli bir psikiyatrik hastalığın bir sonucu, çarpıtılmış ve olumsuz düşüncelerimiz veya basit bir stres durumundan kaynaklanabilir.

Cinsel terapi süreci danışanların cinsel sorunlarını ve bunların temelinde yatan kişisel deneyleri anlamalarını, kendi sorunlarının kaynağına inmelerini ve bu şekilde kendi kendilerine yardımcı olmalarını sağlar.

Cinsel terapiye ihtiyacı olanlar genellikle çocukluk döneminde kişilik gelişiminde aksaklıklar yaşayan ve erişkin dönemde de içlerinde bu izleri taşıyan kişilerdir.

Cinsel terapiye baş vuran çiftlerde davranışçı ve bilişsel psikoterapi, çift terapisi ya da evlilik terapisi teknikleri birlikte kullanılmalıdır. Bu sayede en yüksek başarıya ulaşılır.

Cinsel terapiye başlamadan önce danışanlara çok yönlü multidisipliner bir muayene, tetkik ve değerlendirme yapılmalıdır.

Cinsel soruna yol açan faktörler tespit edildikten sonra çifte cinsel terapi uygulanabiliyor, nefes ve gevşeme egzersizleri öğretiliyor. Kadın ya da erkeğin iç dünyasında bastırılmış olan ruhsal çatışmalar ön planda ise tıbbi tedaviyle birlikte yoğun bireysel psikoterapi öneriliyor.

Seanslar sırasında edinilmesi sağlanan yeni bakış açısının gerçek cinsel hayata nasıl aktarılacağı konusunda danışanlara "ev ödevleri" verilir. Danışanların özgün sorunlarına ve çiftlerin kişilik özelliklerine uygun ev ödevlerine örnek olarak; vajinismusta vajinanın kasılmasını engelleyici kademeli ödevler, erken boşalmada, boşalma kontrolünü sağlayan ödevler, cinsel istek bozukluklarında ise isteği artırıcı ödevler vb. verilebilir. Çünkü danışanların cinsel sorunlarını analiz etmesi bu sorunlarını çözdükleri anlamına gelmez. Sorunlar esas olarak cinsel egzersizler, masturbasyon veya fiili cinsel ilişki içinde çözümlenebilir.

Ev ödevlerinin yapılmasını engelleyen kaçınma davranışlarının altında otomatik düşüncelerin yattığı unutulmamalıdır. Cinsellikle ilgili olumsuz düşünceler bazen o kadar alışkanlık haline gelir ki, aklımızdan geçip gittiklerinin farkına bile varamayız. İşte bu yüzden onlara "otomatik düşünceler" denir. Otomatik düşünceler genellikle üzüntü, suçluluk, kaygı, öfke gibi cinsellikle ilgili negatif düşüncelerdir. Cinsel terapide danışanlara işte bu negatif düşüncelerden kurtularak hayata nasıl daha uyumlu bir bakışla yaklaşabilecekleri öğretilir. Bu süreçte, danışanlar gevşeme, güven duyma, konuşma, dokunma, aşk oyunları, kendilerine güvenme ve kendi bedenleriyle barışık olma, cinsel hayatlarındaki problemlere çözüm üretebilme ve hızlı bir iyileşme göstermelerini sağlayacak bir "kendine yardım tekniği" konusunda bilgilendirilirler ve kendilerini geliştirirler.

Cinsel Terapide Genel İlkeler

  • Cinsel terapinin ilk görüşmesinde cinsel birleşme yasaklanır. Bu sayede çiftlerin cinsel birleşmenin kaygısı olmaksızın yakınlık ve haz almaları hedeflenir.
  • Bir başkasını ilgi ile sabırlı ve rahat olarak dinleyebilmek bilgi toplamak ve bilgi almak için en güçlü araçlardan biridir.
  • Ayrıntılı bir cinsel öykü alınır.
  • Eşduyum yani empati yapabilmek, ilgilenmek karşı tarafı anlamak ve tanımak için gereklidir.
  • Yan tutmamak ve yargılamamak cinsel terapide çok önemlidir.
  • Öğrenme becerileri, eğitim, destek, öneri ve iç görü üzerinde çalışılır.
  • Esnek olmak, basma kalıp kural ve uygulamalara bağlı olmamak gerekir.
  • Danışanlara gerçekte hasta olanın cinsel ilişki olduğu ve bireylerin hasta olmadıkları yönünde telkinde bulunulur.

Cinsel Terapi Teknikleri

1-Davranışçı Teknikler

  • Cinsel yanıtı anlamak için cinsel eğitim ve cinsel bilgilendirme konularını da içeren cinsel danışmanlık,
  • Performans kaygısını azaltmak, partnerin cinselliğini öğrenmek, cinsel birleşme dışındaki cinselliğe odaklanmak, iletişimi artırmak için duyumsal keşif,
  • Kendi cinselliğini öğrenmek ve kaygıyı azaltmak için kendini uyarma yani mastürbasyon egzersizleri,
  • Kaygının azaltılması için nefes, gevşeme ve rahatlama egzersizleri,
  • Özellikle erken boşalmada uygulamak için dur-başla tekniği,
  • Daha ileri davranışçı yöntemler.

2-Bilişsel Teknikler

  • Zihni meşgul eden düşünceleri uzaklaştırmak, cinsel haz ve yakınlığa odaklanmak için duyumsal keşif veya zihinsel odaklanma,
  • Sistematik duyarsızlaştırma tekniği,
  • Anksiyetenin azaltılması için düşünce durdurulması veya dikkatin başka yöne çevrilmesi,
  • Cinsel tutumların yeniden uyarlanması.

3-Çift Terapisi Teknikleri

  • Duygusal ilişkilerde altta yatan işlevsizliği tanımak için çiftlerin iletişimine yardım etme ve iletişimin artırılması,
  • Yakınlığın artırılması,
  • Çatışmaların çözümü,
  • İlişkideki diğer sorunlu konuların çözümü.

4- Bireysel Psikoterapi Teknikleri

  • Cinsellikle ilgili kendilik imajının değişimi,
  • İkna,
  • Cinsellik ve/veya yakınlık ile ilgili ikili duyguların çözülmesi,
  • Telkin,
  • Eşle ilgili ikili duyguların anlaşılması,
  • Empati,
  • itiraf,
  • Depresyon veya anksiyetenin tedavisi,
  • Güvenceler verme vb.

5-Diğer

  • Cinsel öykü yazma tekniği,
  • Bibliyoterapi yani danışana yararlı olabilecek kitap, cd vb.
  • önerme,
  • Grup toplantıları,
  • Flört dönemini yeniden yaşama,
  • Hipnoz,
  • Atılganlık eğitimi,

Cinsel Terapi Kaç Seanstır?

Genellikle 6-12 haftalık bir tedavi programı hazırlanır. Fakat cinsel terapinin süresi ve gidişi terapiste ve kuramlara göre değil, danışanların gereksinmelerine göre ayarlanır. Bu nedenle süreler uzayabilir veya kısalabilir. Haftada 1-2 seans alınmasından dolayı ortalama 12- 24 seans alınır. Her seans ortalama 1 saattir.

Cinsel Terapide Başarı

Tedavini başarısında uygulanan yöntemin ve terapistin profesyonel becerisi, çok vaka görmesi kadar çiftin tedaviye uygunluğunun, düzelme isteği ve çabasının rolü vardır. Cinsel terapide başarılı olmanın yolu önce kendimizi ve partnerimizi iyi tanımaktan geçiyor. Kişisel isteklerimizi ve ihtiyaçlarımızı doğru tanımlayıp gerçek cinsel kimliğimizi ortaya koyduğumuzda mutlu bir cinsel yaşamına sahip olma şansımız artacaktır. Yaşadığımız ilişkilerde bizi çıkmaza sokan cinsel güvensizlik ve korkularımızı keşfedip onlarla yüzleşerek bunu bir sorun olmaktan çıkartabiliriz.

Dr.Obengül Ejder

Kaynaklar: Dr.Cem Keçe , Vaginismusun Üstesinden Gelmek,CTD ( Cinsel Tıp Derneği),Kasım 2007

Dr.Cem Keçe, Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı, CTD ( Cinsel Tıp Derneği),Nisan 2006

Uzm.Dr.Tahir Özakkaş , Bütüncül Psikoterapi, Litera Yayınları, 2004

 
 
 
 

Kadında cinsel ilişkinin olduğu anatomik bölgeye vajen adı verilir. Vajenin etrafındaki kasların kasılması, tüm vücutta bir kasılma, endişe, korku ve panik hali, kadının bacaklarını sıkıca kapatması ve elleriyle eşini itmesine yol açan, istemsiz bir şekilde yani kadının kontrolü dışındaki bilinçdışı vajinal kasılmalara vajinismus denir. Halk arasında evli bakireler, tamamlanmamış evlilik veya cinsel fobi, tıp literatüründe cinsel işlev bozuklukları sınıflamasında ise cinsel ağrı bozukluğu da denilir. Ağrılı cinsel ilişki ile vajinismus birbirlerini tetikleyebilen iki patolojidir.

Vajinanın giriş bölümündeki 2 cm 'lik düz kaslardan oluşan ağzı gergin ve serttir. Bu nedenle cinsel birleşme olanağı vermez. Penis vajinaya giremez.

Vajinismuslu kadınlar cinsellikle ilgili konuşmayı sevmezler, cinselliği iğrenç olarak algılayabilirler. Vücutlarının eşleri tarafından beğenilmeme korkusu yaşayabilirler, vücutları ile barışık değillerdir. Eşleri tarafından terk edilme duyguları ve güvensizlik yaşayabilirler.

The Merck Manuel'e göre vajinismusun tanımı şu şekildedir: "Kadınlarda, penisin vajinaya girmesini önlemek konusunda mevcut bilinçdışı bir istek sonucu vajina aşağı bölümündeki kasların adeta bir şartlı refleks gibi kasılması sonucu meydana gelen vajina spazmıdır. Penisin vajinaya girmesi çok zaman olanaksız olduğundan bu olay iyi gitmeyen evliliklerde sık görülür." Amerikan Psikiyatristler Birliği tarafından ise vajinismus; "istemsiz kasılmalar sonucu ilişkinin gerçekleşememesi" durumudur. Bu kasılmalar gerçek bir girişim yanında yalnızca girişimin hayal edilmesiyle bile ortaya çıkabilir. Hatta muayene esnasında da kasılmalar ortaya çıktığından böyle bir durumda normal vajinal doğum bile mümkün olmayabilir.
Geçmiş de yaşanmış cinsel bir travma yok ise ve parmak ile vajen girişi ve vajen içi kontrol edilebiliyorsa, ancak cinsel ilişki sırasında eşi itme ve kasılma oluyorsa bu durum "basit vajinismus" olarak adlandırılabilir ve nispeten tedavisi daha kolaydır.
Bazı kadınlar istemli olarak, ağrı, yanma, acı ve kanama olacağı korkusuyla veya partneri ile olan diğer problemleri nedeniyle cinsel birleşme esnasında kendilerini kasarak ilişkiye müsaade etmezler. Bu durum vajinismustan farklıdır ve karıştırılmamalıdır."

Cinsel Terapist Helen Singer KAPLAN"ın "Resimli Cinsel Tedavi Kılavuzu" adlı kitabının ikinci baskısında vajinismusun tanısı ve nedenleri konusunda şunları yazmıştır: "Vajinismus, vajinal penetrasyona yönelik girişimlerin vajinal girişte istemsiz bir spastik kasılmaya neden olduğu ve bu nedenle cinsel ilişkinin mümkün olmadığı bir bozukluktur. Bu nispeten nadir bir durumdur. Cinsel tedaviye verilen tepki mükemmeldir. Kanıtlar, bu durumun altındaki patolojinin vajinal girişi koruyan kasların koşullandırılmış bir reaksiyonu olduğunu göstermektedir. Görünürde bu kaslar yoğun spazmla tepki verecek şekilde koşullandırılabilir. Vajinismik tepkinin elde edilmesinden sorumlu olan koşullandırılmamış uyarı penetrasyonla ilgili acının herhangi bir kaynağı olabilir. Fiziksel hastalık, psikolojik olarak acı veren bilinçli veya bilinçsiz korku ve/veya suçluluk duygusu gibi bir etki, travmatik cinsel saldırılar vajinismusun ortaya çıkışı ile ilişkilidir. Bazı durumlarda travmatik kaynak tanımlanamaz. Vajinismus vajinal girişin fiziksel olarak engellenmiş olmasından ve aynı zamanda penetrasyondan basit, fobik kaçınmadan ayırt edilmelidir. Vajinismus tanısı yalnızca pelvik muayene ile konabilir."  

Vajinismus ve İlk Gece
Vajinismuslu kadınların çoğu halen bakiredir. Çünkü vajinismus ilk gece ortaya çıkar. İlk gece başarısız olan çift sorunun geçici olduğunu ve daha sonraki günlerde kendiliğinden çözüleceğini düşünür. Fakat daha sonra da sorun devam edince kadında kadınlığında eksiklik olduğu düşüncesi, üzüntü, sıkıntı, gerginlik, her şeyin daha kötüye gideceği korkusu ve ardından suçluluk duyguları ortaya çıkmaya başlar. Erkek ise eşi tarafından istenmediği, reddedildiği duygularına kapılmaya başlar. Zamanla sertleşme yetersizliği olur. Erkeğin duyguları öfke ve kırılganlık arasında gidip gelir.

Vajinismusun Nedenleri
Vajinismusun en sık nedenleri psikolojik kaygılardır. Kız çocuklarına öğretilen veya irademizin bilinçdışımıza kodladığı "cinsellik kötüdür", "kızlık zarı çok değerli ve korunması gereken bir şeydir" düşünceleri bu problemin ortaya çıkmasında önemli bir yer tutar. Bazen neden cinsel bilgi eksikliği, basit bir utanma ve cinsel duygulardaki baskılanma olabilir. Bazen de altta yatan neden özellikle çocukluk dönemindeki travmatik bir yaşantıdır. Bu durumda geçmiş de yaşanmış taciz gibi travmatik olayların bilinçdışına itilen bugünkü izdüşümleri ve etkileri gibi daha karmaşık içsel çatışmalar, yanlış kalıplar yada zorlamalar beden-zihin bütünlüğünü bozup vajinismusa neden olabilir. M. Erickson'un dediği gibi "defolu bir öğrenme ve kabullenme" vardır.

Nedenleri davranışsal, bilişsel, dinamik ve varoluşsal modellere göre de ele alabiliriz. Yani geçmişte yaşanmış bir taciz, ensest ilişki yada kötü bir cinsel deneyimin kötü ve acı verici olarak değerlendirildiği davranışsal model, yine geçmişte maruz kalınan cinsel yasaklar ve abartılı ilk gece hikayelerin bilinçdışında oluşturduğu cinsellikle ilgili negatif şemaları içeren bilişsel model, daha çok Freud"un ruhsal gelişim evrelerinden cinsel kimlik gelişiminin ilk basamağı olan fallik dönem sorunlardan kaynaklanan dinamik model ve kadın kendini eşine ifade etmesi, farkında olmadan kendi varlığını eşine hissettirmesi ve istediği ilgiyi görmesi için başlattığı bilinçdışı otomatik hareketleri içeren varoluşsal model şeklinde nedenler ele alınabilir. Model veya modellerin çabuk tespiti vajinismus tedavisine yön verir. Örnek olarak; davranışçı ve bilişsel yöntemle başarıya ulaşan bir tedavi sonunda cinsel ilişki yaşanır ve sorun çözülür. Fakat vajinismus nedeni eşe ve yaşama karşı kendini var etme çabası gibi varoluşsal bir yapı ise, zamanla yaşanılan cinsel ilişkiye karşı bunaltı ve kaygı duyulmaya başlanır ya da yaşanılan ilişkiden yeteri kadar cinsel haz alınmaz. Nedeni bilenemez. Her şey yolundadır, yıllardır çekilen sorun çözülmüştür ama bir anda anlamsız bir boşluğa düşülür. İşte varoluşsal model bu sorunun çözümüne ışık tutabilir. Bu nedenle her vakaya davranışsal, bilişsel, dinamik ve varoluşçu yaklaşımları içeren "bütüncül psikoterapi" çerçevesinden bakmak doğru bir yaklaşım olacaktır.

Dinamik modele göre vajinismus; cinselliğin kirli ve kötü bir şey olarak görüldüğü bir savunma tepkisidir. Yani kadın, bilinçdışında, saldırgan ve tehditkar olarak algıladığı erkekle birleşmeyi reddeder. Vajinismuslu kadınlar annelerinin, kendisini ve çocuklarını korumaktan aciz, çaresiz ve bağımlı olduğunu düşünürler ve cinsel ilişkiyi annenin bu zavallılığıyla özdeşleşme çağrışımı yaptığı için, ilişkiye girmemeyi en iyi savunma olarak algılarlar. Sonuçta, vajina istem dışı kasılır, cinsel birleşme olanaksız hale gelir.

Nedenleri çoğaltmak mümkündür. "Hastalık yoktur hasta vardır" deyimini anımsatıp, en sık rastlanılan vajinismusa yol açan nedenleri genel olarak sıralayacak olursak:

  • Kızlık zarının çok değerli ve korunması gereken bir şey olduğu düşüncesi,
  • Cinsel kimlik bozukluğu yani eşcinsel özdeşleşme,
  • Cinsel bilgi eksiklikleri,
  • Geçmişte cinsel tacize veya tecavüze uğrama,
  • Kızlık zarının yırtılması sırasında korkunç bir acı duyulacağı fikri,
  • Ağrı ve acı duyulacağına dair korku ve inanışlar,
  • Ağrı eşiğinin düşük olması,
  • Utanma ve cinsel duygulardaki baskılanma,
  • Baskıcı ve otoriter bir baba,
  • Zayıf, güçsüz yada baskın bir anne,
  • Pasif, bağımlı yada aşırı anlayışlı koca,
  • Cinsel uyarılmada problemler,
  • Vajinal kayganlıkla ilgili problemler,
  • Cinsel isteksizlik,
  • Genç kızlık döneminde seksin pis ve kötü olduğunu öğreten yanlış ve katı eğitim tarzı,
  • Kadının cinsel bir meta veya cinsel bir obje olarak algılanması,
  • Cinsel organın giriş yerinin bilinmemesi,
  • Kızlık zarının korunması fikrinin yaşattığı ve şartlandırdığı gerginlik,
  • Çocuklukta ve grenlikte "bacaklarını kapa", "eteğini ört" gibi uyarılar,
  • Cinsel mitler,
  • Çocukluktan kalma korkular,
  • Cinsellik konusunda yerleşmiş yanlış ön yargılar,
  • Katı ahlak kuralları ve tabular,
  • İlk cinsel ilişki sırasında kadının canının fazla yanması,
  • Vajinanın içine herhangi bir şey giremeyecek kadar ufak olduğuna dair yanlış inançlar,
  • Aşırı katı bir toplum düzeni içinde yaşama,
  • Görücü usulü evlenmeler,
  • Cinsel ilişkinin çok ağrılı olacağı yanlış bilgisi,
  • Bilinçdışında yaşanan suçluluk, ayıp, günah gibi fiziksel, kültürel, dinsel ve ahlaki korkular,
  • Bilinçdışına itilmiş bilinmeyen bir düşünce yada davranışın psikosomatik etkisi,
  • İlk gece korkusu,
  • Ağrılı bir jinekolojik muayene,
  • Simgesel olarak zihninde aşırı büyütülen penis yüzünden çok acı çekme veya parçalanma korkuları,
  • Geçmişte genital bölgeye gelen bir darbe yada travma,
  • Gebe kalma korkusu,
  • Çocuklukta makattan fitil kullanılması,
  • Uygun olmayan veya istenmeyen bir birliktelikte eşten sakınma,
  • Bazı enfeksiyonlar ve anormalliklerde vajinismusa yol açabilir. Bunlar: Endometriozis, kronik enfeksiyonlar, kızlık zarının gergin olması vb.

    Vajinismusa Neden Olan Önyargılar

  • İlk birleşme her zaman acı verir,
  • Kızlık zarı aile şerefini korur, yırtılır, kanar ve patlar gibi ön yargılar,
  • Cinsellik erkeklerin gereksinimidir,
  • Cinsellik kadınları için zorunludur,
  • Cinsel ilişki kötü ve acı vericidir,
  • Erkekler potansiyel tehdit kaynağıdır,
  • Erkekler baskındır,
  • Vücuda giren bir şey zarar verebilir ve şiddet içerir,
  • Korku ve öfke daima bastırılmalı, asla dışa vurulmamalıdır,
  • Kadınlar zayıf ve çaresizdir,
  • Erkeklere güvenilmez.

Vajinismusun Temel Belirtileri
O an geldiğinde kişi panik atak benzeri bir durum yaşar. Eşini iter, kasılır. Korkar, bilinci açık olsa da kontrolünü yitirir, kontrol bilinçdışının eline geçer. Kişi bilinçdışı tarafından negatif bir hipnoz transı haline getirilir. Endişe, korku, kaygı duyar.

Kişi zamanla aşağıdaki duygu ve düşüncelere kapılabilir:

  • Duygusal tatminde azalma,
  • Herkesin bu kadar kolay yaptığı bir şeyi ben nasıl yapamıyorum?" şeklinde suçluluk,
  • Utanç duyma,
  • Kendinden nefret etme,
  • Hayal kırıklığı hissi,
  • Aile büyüklerinin veya yakınlarının "Ne zaman çocuk sahibi olacaksınız?" soruları nedeniyle duyulan korku,
  • Zamanla meydana gelen cinsel isteksizlik vb.

Vajinismusulu Kadınların Ortak Özellikleri

  • Çocukluk ve gençlik yıllarında ailelerinin iyi kızlarıdırlar, yani kurallara uyan, kızgınlığı dışa vurmayan, sürekli bir kabul ihtiyacı yaşayan kadınlardır,
  • Cinsel ilişkiyi şiddet veya işgal edilme olarak görürler,
  • Fiziksel şiddete maruz kalmış veya tanık olmuşlardır, yani kasılma, şiddete karşı önlem olarak ortaya çıkmaktadır,
  • Cinsel şiddete maruz kalmışlardır,
  • Her şeyin en kötüsünü düşünürler,
  • Aileye bağımlıdırlar,
  • Ahlaki ve cinsel olarak baskıcı ve otoriter bir babaları vardır,
  • Baba-kız ilişkisinde güçlükler ve çatışmaları vardır,
  • Cinsellikten hoşlanmayan ve cinselliği bir görev gibi yapan zayıf ve güçsüz bir anneleri vardır,
  • Duygusal ve ruhsal gelişimleri sağlıklı değildir,
  • Cinselliği aşağılayan bir aile yapıları vardır yani cinsel organlardan iğrenme veya hoşlanmama, olumsuz dinsel şartlanma vb. durumlar ailelerinde sık görülen yapılardır,
  • Çocuksu bir kişilikleri vardır, çünkü bu kadınların psikoseksüel gelişimleri biyolojik yaşlarından geridedir. Yani cinsel açıdan hálá çocukturlar.
  • Cinsel ilişkiye veya penisin vajinaya girmesine karşı fobik bir korku reaksiyonları vardır, hatta bu reaksiyon hastanın bir anlamda panik atak geçirmesine neden olabilir,
  • Kontrolsüz davranışları vardır,
  • Bedenlerinden hoşnut olmazlar,
  • Ya çok çabuk güvenirler ya da güven duymada zorlanırlar, güven duyguları zedelenmiştir,
  • Çocukluk çağından kalma korkuları sık yaşarlar,
  • Kaygılı ve tedirgin ruh halleri vardır,
  • Çocukluklarında ve genç kızlıklarında ailevi sorunları vardır,
  • Yetişkinliği ve evliliği kabul etmede güçlük çekerler,
  • Genellikle düşük sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyleri vardır,
  • Kentli kadınlarda daha az, kırsal kesim kadınlarında biraz daha çok görülür,
  • Okşanmaktan hoşlanırlar hatta klitoris uyarılması ile orgazm olabilirler,
  • Uyuyan Güzel: Kocalarıyla kardeş gibi yaşayan, çocuksu kadınlardır. Ailelerine bağımlı ve ebedi öğrenci olurlar.
  • Savaşçı: Seksi, karşı cinsler arası mücadele gibi görürler. Kadınlığın zayıflık ve pasiflik olarak algılanışı acı verir.
  • Kraliçe Arı: Cinselliği reddederler. Erkeği yalnız soyun devamı için isterler. Onlar için cinsellik kirli ve aşağılayıcıdır.
  • İyi Kız Sendromu: İlk kez 1976 yılında G.C.MOULTON tarafından okullarında başarılı ve ebeveynleriyle hiçbir ciddi çatışmaları olmayan, edilgen, itaatkâr, boyun eğen, yumuşak başlı kadınların ortak özellikleri tanımlamak için kullanılan bu sendrom; çeşitli kültürlerde erkek ve kız çocukları için kalıplaşmış toplumsal farlılıkları ve inançları esas alır. Yani kız çocuklarının daha uysal, daha söz dinleyen, daha güvensiz, daha yardıma ihtiyaç duyan, başarıya daha az önem veren, daha duygusal, ezbere ve tekrara dayalı işlerde daha yetenekli oldukları düşünülürken; yüksek bilgi işlem düzeyi ve yaratıcılık gerektiren işlerde daha başarısız oldukları kabul edilir. İyi kız sendromu ile birçok cinsel işlev bozukluğu arasında bağlantı vardır. Cinsel terapi için başvuran orgazm olamayan kadınların çoğunun çocukluklarında veya genç kızlıklarında kendilerini iyi kız olarak tanımlamaları hiç şaşırtıcı değildir.

VAJİSMUSUN TEDAVİSİ

Bilinçdışında geçmişte yaşanmış yada duyulmuş olumsuz bir olayın eşe istemeden yansıtıldığı vajinismus her zaman tedavi edilebilir. Sorunun bilinçdışı istek ve şartlı refleks ile ortaya çıktığından bu nedeni ortadan kaldırmak için bilinçdışı süreçlerde zihinsel manevralar yapıp yeni olumlu şartlı refleks arkları oluşturmak gerekir.

Önce özel bir ilgi ve uzmanlık alanı olan cinsel terapist tarafından çiftin cinsel öyküsü alınır ve cinsel terapistin gerekli gördüğü durumlarda , bir jinekolog tarafından tam bir jinekolojik muayene yapılır. Ama vajinismus sorunu olan kadınların büyük çoğunluğu jinekolojik muayene olmak istemezler hatta muayene hakkında konuşulması bile aynen ilişkide olduğu gibi panik ve korkuya sebep olabilir. Daha sonra bilinç altındaki gereksiz korkuları yenmek için danışanların rahatlatılması, gevşemesi, heyecan ve korkuları yatıştıracak ruhsal bir ortam oluşturulması için cinsel terapiye geçilir. Çifte cesaretli olmaları, başaracaklarına inanmaları ve güvenerek sabırla beklemeleri konusunda telkinlerde bulunulur. Cinsel terapi sırasında çifte ayna tutma egzersizleri, idrar tutma egzersizleri, çatı kaslarını gevşetme ve kasma egzersizleri, kegel egzersizleri, parmak egzersizleri, sınırlı penis girişi egzersizleri vb. "invivo duyarsızlaştırma", "invitro duyarsızlaştırma" ve "pelvik taban rehabilitasyonu" öğretilir. Tedavinin birinci aşamasında invivo duyarsızlaştırmada hastanın kendi vücudunu tanıması için "dokunma ve okşama egzersizleri" ve parmak egzersizleri yaparak, bir anlamda ilişki sırasında ortaya çıkan panik atağın küçük çaplı bir benzerini yaşaması hedeflenir. İnvitro duyarsızlaştırma da ise benzer durum hastanın kendi parmağı ile değil bazı cam tüpler, plastik kanüller veya eşinin parmağı ile sağlanır. Her ikisinde de amaç; vajinanın genişleyebilir bir organ olduğunun kişiye gösterilmesi, ilişki sırasında yaşanan panik atağın küçük bir benzerinin oluşturulması ve bununla başa çıkmayı öğrenmeyi sağlamaktır. Egzersizler sırasında yapay kayganlaştırıcıların kullanılabilir. Bu duyarsızlaştırmayla paralel olarak hastanın pelvis kaslarını tanımasını ve onlara hakim olmasını sağlayan Kegel Egzersizleri de yapılır. Cinsel terapide eşten gelen ruhsal destek çok önemlidir. Tedavinin ikinci aşamasında ise ilişki öncesi ön sevişmenin uzun tutulması ve kadının iyice uyarılmasının üzerinde durulur. Cinsel terapistin uygun görmesi durumunda ilaç tedavisi de uygulanabilir. Cinsel terapi süresi hastalığın şiddetine göre birkaç seanstan 10-12 seansa kadar değişebilir.

Son olarak uygun tedavi yöntemleri ve tecrübeli bir cinsel terapist ile tedavi şansı % 95 -100'dür.

Vajinismusta Koruyucu Tedavi
Vajinismus ülkemizde batılı toplumlara göre daha yaygın bir sorundur. Ama çiftlerin "evlilik öncesi cinsel danışmanlık" hizmeti almaları koruyucu tedavide çok önemlidir. Evlilik öncesi cinsel danışmanlık için cinsel terapiste giden çiftlerde yukarıdaki tüm etmenler olsa da vajinismus olmaz. Korunmanın tek çaresi de budur. Ayrıca ergenlik dönemine girmeden genç kızların "ergenlik öncesi cinsel danışmanlık" hizmetlerinden faydalanmaları da önerilmektedir.

Vaginismus Hakkında Bilinmeyenler

  • Vajinismus bir hastalık değil ailesel yani evli çifte ait bir problemdir. Kadının ve erkeğin ortak bir sorunudur. Bu nedenle cinsel terapide bir tarafın diğerini suçlamaması veya anlayışlı olması öğütlenir.
  • Kişinin istediği kişiyle evlenememesi vajinismusa neden olmaz. "Başkasıyla evlenseydim yine de olur muydu?" sorusu hep akla gelir. Ama bu sorunun eşlerle bir ilgisi yoktur. Hatta evlenmeden önce uzun yıllar flört eden çiftlerde evlenince bu sorunu yaşayabilir.
  • Cinsel terapide başarı şansını arttıran en önemli faktör eşlerin seanslar sırasında kendilerine verilen ev ödevlerini uygun bir şekilde uygulaması ve sonuna kadar tedaviye inançlarını yitirmemeleridir.
  • Genel anestezi altında ilişkiye girilmesi, alkol alıp sarhoş olup cinsel ilişkiye girmesi, sakinleştirici, kas gevşetici ve antidepresan ilaçlar da tedavi edici değildir. Aksine bu tip ilaçlar cinsel isteği azaltabilir.
  • Kızlık zarlarının çok kalın olması, bilinenin aksine, vajinismusa yol açmaz.
  • Bu rahatsızlık ilk cinsel ilişki de ortaya çıkabileceği gibi uzun yıllar normal bir işlevsellikten sonra da ortaya çıkabilir.
  • Vajinismus sosyokültürel ve ekonomik düzeyi yüksek, daha çok okuyan veya üniversite mezunu çitlerde daha sık olarak görülmektedir.
  • 10-15 yıldır evli olup halen ilişkiye giremedikleri için boşanan veya evliliklerini bu şekilde kabullenip "aseksüel" olarak yaşayan çiftlerin sayısı az değildir.
  • Bir partnerle yaşanan sorun başka bir partnerle ortaya çıkmayabilir.
  • Eğitim, kültür ve sosyal seviye ile ilgili değildir. Sadece cahil insanlarda olmaz, üniversite mezunu çiftlerde görülebilir.
  • Ülkemizde cinsel sorunla başvuran kadınların en büyük grubunu oluşturmaktadır.
  • Vajinismus problemi yaşayan kadınların yüzde 80"i ve eşlerinin yüzde 90"ı evliliklerinden yeterince doyum aldıklarını ifade etmektedirler.
  • Vajinismuslu kadınların yüzde 57"si kocalarını bu konuda düşünceli ve kendilerine yardımcı, yüzde 15"i öfkeli ve saldırgan, yüzde 28"i tepkisiz olarak değerlendirmektedir.
  • Vajinismuslu kadınlar genellikle giriş dışındaki cinsel aktivitelerden oldukça zevk alırlar ve ön sevişmeyle orgazm olabilirler.
  • Vajinismuslu çiftleri bu problemin yalnızca kendilerinde var olan garip bir sorun olduğunu düşünüp hekime başvurmazlar. Öncelikle çözümü büyü yapılmasıyla bağlandıklarını düşünerek tıp dışı alanlarda ararlar, sonuç başarısızdır.
  • Vajinismus sadece cinsel ilişkiye değil, muayene ve tampon gibi bazı durumlara da müsaade etmez.
  • Hemen bütün yaş grubundaki kadınları etkileyebilir.
  • Görülme sıklığı her 100 kadından ikisinde bu duruma rastlanıldığıdır.
  • Vajinismusda yeterli istek veya ıslaklığın sağlanamaması söz konusu değildir.
  • Vajinismuslu hastalar ailelerden gelen "neden hala çocuk yapmıyorsunuz?" şeklindeki eleştiriler ile boğuşmaktan sıkıldıkları için bir cinsel terapiste baş vururlar.
  • Bazen vajinismus bir koruma davranışı olarak ortaya çıkabilir. Daha önceki deneyimlerinde incitilmiş kadınlarda, cinsel ilişkiden kaçmak amacı ile vajina kaslarının kasılması ortaya çıkabilir.

Son olarak; vajinismus hastalarına önerimiz: "Yalnızca tedaviye başlamayı isteyin. Bir cinsel tedavi merkezine başvurmakla tedavideki çok önemli bir basamağı aşmış olacaksınız."

Dr.Obengül Ejder

Kaynaklar: Dr.Cem Keçe , Vaginismusun Üstesinden Gelmek,CTD ( Cinsel Tıp Derneği),Kasım 2007

Dr.Cem Keçe, Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı, CTD ( Cinsel Tıp Derneği),Nisan 2006

Uzm.Dr.Tahir Özakkaş , Bütüncül Psikoterapi, Litera Yayınları, 2004

 
 
 
 

Cinsel arzuları normal olan erkeğin isteğinden önce boşalmasına veya boşalmanın penisin vajinaya girmesinden 3.5-4 dakikadan daha kısa bir sürede olmasına Erken Boşalma yani Premature Ejaculation denir. Erken boşalan kişi genellikle "o an geldiğinde kendini tutamadığını" söyler. Bu nedenle erken boşalma gerçekte bir cinsel uyumsuzluktur. Çünkü cinsel ilişkide en önemli şey uyumdur ve çözümü de basittir. Çünkü kime veya neye göre erken boşaldığınız değişecektir. Kadınlar genellikle 10-15 dakikadan önce orgazm olamazlar. Normal ilişki süresi penis vajinada iken 5 dakika ve üstüdür. İdeali ise 5 ila 15 dakika arasıdır.

ERKEN BOŞALMANIN GÖRÜLME SIKLIĞI
Erkeklerin cinsel sorunları arasında en yaygın olanı erken boşalmadır. 25 yaşın altındaki genç erkeklerin üçte birinde ve 40 yaşın üzerindekilerin % 10 unda görüldüğü sanılmaktadır.

ERKEN BOŞALMANIN TEMEL BELİRTİLERİ

  • Kontrolsüz bir şekilde boşalma,
  • Cinsel tatminde azalma,
  • Suçluluk,
  • Utanç duyma,
  • Hayal kırıklığı hissi,
  • Zamanla meydana gelen cinsel isteksizlik,
  • İlk boşalmadan sonra ikinci cinsel birleşme için ısrarcı olma vb.

ERKEN BOŞALMANIN NEDENLERİ

Çoğu erkek soluk soluğa bir telaşla cinsel zevkin peşinden koşarken boşalmanın kontrol edilmesi, durdurulması veya sabitlenmesini başaramaz. Bedenini partneriyle uyum içinde hareket ettiremeyen erkekte şimdiye yoğunlaşmak, o anı duyumsamak olanaksızlaşır ve cinsel birleşmenin ansızın son bulacağı kaygısı olur. Bu nedenle her cinsel sorun gibi erken boşalmada bu kaygıdan ya da bir rahatsızlıktan kaynaklanır. Ama asıl sorun erkeğin cinsel işlevlerinde değil, cinsel işlevlerini nasıl yerine getirmesi konusundaki düşüncelerindedir. Çünkü aklını düşüncelerden arındıramayan, özgür ve doğal bir şekilde cinselliği yaşayamayan erkek tedirginlik duygusundan uzaklaşamaz ve boşalma konusunda sorun yaşar. Kısaca erken boşalmanın başlıca nedenleri şu şekilde sıralanabilir:
  • Gençlik çağlarında uygunsuz ortamlarda yapılan mastürbasyonlar,
  • Cinsel mitler yani hurafeler,
  • Cinsel ilişki konusunda tecrübesizlik,
  • Yorgunluk, sıkkınlık, kızgınlık ve tedirginlik,
  • Cinsellikle ilgili gerçekçi olmayan beklentiler,
  • Cinsel uyarım eksikliği,
  • Gerekli koşulların sağlanamaması,
  • Sertleşmiş penise verilen orantısız önem,
  • Cinsel açıdan baskı altında yetişme,
  • Aşırı cinsel isteğin verdiği gerginlik,
  • Günah işleme veya suçluluk duygusu,
  • Hastalık kapma korkusu,
  • Partnerin anlaşılamayan korkusu veya reddetmesi,
  • Gebe bırakma korkusu,
  • Kastrasyon anksiyetesi,
  • Partnerin hayal kırıklığı korkusu,
  • Vajinanın aşılamama korkusu,
  • Kadına karşı isteksizlik,
  • Partnerle çatışma,
  • Başkaları tarafından mahrem yerlerinin keşfedilme korkusu,
  • Partnere aşırı ilgi, bağlılık ve sevgi,
  • Para karşılığı kurulan ilişkiler veya genelev alışkanlığı,
  • Cinsel uyumsuzluk,
  • Bilinçaltında yatan cinsel ilişki ile ilgili olumsuz düşünceler,
  • Prostatit, üretrit vb. hastalıklar,
  • Penil hipersensitivite,
  • T12-L1 düzeyindeki nörolojik yaralanmalar,
  • Narkotik veya antipsikotik tedavinin aniden kesilmesi vb.

ERKEKLERİN BOŞALMASINI HIZLANDIRAN NEDENLER

  • Genç olmak,
  • Romantik, içgüdüleri zayıf ve mantığıyla hareket eden erkekler,
  • Heyecanlanmak,
  • Uzun süren cinsel perhizler sonrası kurulan cinsel ilişkiler,
  • Partnerinin daha istekli olması,
  • Yeni evlenmiş veya hiç cinsel ilişkide bulunmamış olmak,
  • Cinsel ilişki yoğunluğunun azalması,
  • Cinsel birleşme esnasındaki gidip gelmelerin hızlanması,
  • Kaygılı ve sinirli ruh hali,
  • Aşırı istekli olmak veya aşırı cinsel isteğin verdiği gerginlik,
  • Eve günün stresinden bunalmış, yorgun ve sıkıntılı bir halde gelmek,
  • Performans anksiyetesi yani aşarısızlık korkusu,
  • Partner olarak seçilmiş kadının cinsel isteksizliği,
  • Cinsel zevke önem vermeyen kadınlarla, hayat kadınlarıyla veya yakalanma korkusu olan bir ortamda kız arkadaşlarla yaşanan erken cinsel deneyimler,
  • Devamlı alışılmış partnerle değil de ek olarak başka bir partnerle ilişkiye girme,
  • Sorunlu veya bozuk giden evlilikler,
  • Sertleşme bozukluğu olacağı endişesi vb.

Dr.Obengül Ejder

Kaynaklar: Dr.Cem Keçe , Vaginismusun Üstesinden Gelmek,CTD ( Cinsel Tıp Derneği),Kasım 2007

Dr.Cem Keçe, Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı, CTD ( Cinsel Tıp Derneği),Nisan 2006

Uzm.Dr.Tahir Özakkaş , Bütüncül Psikoterapi, Litera Yayınları, 2004

 


 
 
 
 

İş ve eş sorunları, ekonomik sorunlar, ruhsal gerginlikler, yorgunluk, ilişkideki diğer problemler vb. nedenlerden dolayı her erkek hayatının bir döneminde ereksiyon yani sertleşme problemiyle karşılaşabilir. Bu doğal ve olağan bir durumdur. Çünkü her zaman ve bütün koşullarda yeterli ereksiyonun sağlamasını beklemek cinsel bir mit olmaktan ileri gidemez. Fakat ereksiyon problemi sık tekrar eder, ısrarcı olursa ve cinsel birleşmeyi sık engellerse; bu durum tedavi gerektirir.

Cinsel ilişki için gerekli sertliği başlatamama, sağlayamama veya devam ettirememe durumunda sertleşme bozukluğundan bahsedilebilir. Cinsel temas esnasında, cinsel istek duyulmasına karşın, erkek cinsel organının sertleşme bozukluklarına, yeterli veya kesinlikle sertleşmemesine "iktidrasızlık", "erektil disfonksiyon" yada "empotans" denir.

İktidarsızlık, cinsel isteksizlik değildir. Boşalma sorunlarından farklıdır. Ve erken boşalma veya kısırlıkla kesinlikle karıştırılmamalıdır. İktidarsız bir erkek orgazm ve baba olabilir.

Cinsellik, hayatımızda üreme ve neslin devamının çok ötesinde kilit bir öneme sahiptir. Sosyal ilişkileri ve aile kurumunu bir arada tutan mutluluğun ana yapı taşıdır. Bu nedenle iktidarsızlık sadece bir kişinin sorunu değil karı kocanın ortak sorunu olarak algılanmalıdır.

Araştırmalara göre empotans, 40-70 yaş arası erkeklerin %70 görülür ve yaşam kalitesini olumsuz olarak etkiler. Cinsel konularda araştırmaları ile bilinen Masters ve Johnson"na göre; cinsel ilişkilerin % 25'inde ereksiyonun sağlanmasında sürekli bir sorunun vardır.

İktidarsızlığın Nedenleri

  • Stres, sürekli mesleki baskı, meslek ve aile yaşamında başarısızlık duygusu, eşler arasında sürekli yaşanan problemler, bedensel antipati ve kadının gebe kalmasından duyulan korku, başarısız olma korkusu, cinsellik hakkında yanlış bilgilenme veya keşfedilme, reddedilme, üzüntü vb. nedenlerden kaynaklanan anksiyete ve depresyon gibi ruhsal sıkıntılar,
  • Erken boşalma, orgazm bozuklukları ve cinsel istekte azalma,
  • Penisin atardamarlarına, toplardamarlarına, süngerimsi silindirlerine ve sinirsel yapılarına ait bozukluklar,
  • Aşırı sigara, alkol, eroin, esrar veya diğer uyuşturucu maddeler,
  • Akciğer, karaciğer, kalp, böbrek, sinir, arter veya venlerin kronik hastalıkları, ( Özellikle şeker hastalığı, yüksek tansiyon, arteryoskleroz veya damar sertliği, testesteron hormonundaki azalma vb. )
  • Leğen kemiği veya omurgalardaki yaralanmalar,
  • Prostat, mesane veya rektum kanseri sebebi ile yapılan ameliyatlar,
  • Antidepresanlar, antihistamimikler, hipertansiyon ilaçları veya prostat kanseri tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar,

Durumun bütün açıklığı ile doktora anlatması teşhis ve tedavi için atılacak ilk adımdır. Orta yaş öncesi genellikle ruhsal nedenler, daha sonraki yaşlarda ise organik nedenler ve sağlıksız yaşam biçimleri nedenler arasında ağırlık kazanmaya başlar.

İktidarsızlık Hakkında Bilinmeyenler

  • Cinsel terapide ereksiyon sorunlarını çözmede kullanılan cinsel egzersizler ve ev ödevleri öğretilirken, cinsel mitlere itibar edilmemesi, sağlıklı ve mutlu bir cinsel ilişkinin kalitesinin, penisin sertliğine veya uzunluğuna, orgazmların sayısına ve ilişkinin süresine bağlı olmadığı da anlatılır. Cinselliğin bir güç gösterisi olmadığı, cinsel birleşmenin bir görev gibi önceden belirlenmiş programlar içinde gerçekleştirilmesinin yanlışlığı ve eşlerin cinsel problemlerini korkmadan, utanç duymadan ve açık yüreklilikle konuşmaları üzerinde durulur. Çünkü cinsel birleşme her şey değildir. Ama cinsellik sevgiyle, şevkatle, saygıyla, aşk oyunlarıyla süslenip, zenginleştirilip sağlıklı, mutlu ve doyurucu bir cinsel yaşam yaratılabilir.
  • Güçsüz bir kalp ve sağlıksız bir dolaşım sistemi iktidarsızlığın oluşumunda başlıca etkenlerin başında geldiğinden egzersiz ve spor çok önemlidir.
  • Uykunun rüya dönemlerinde ereksiyon oluşur ve çoğunlukla sabah uyanıldığında bu durum devam eder. Eğer sabah sertleşmesi oluyorsa fiziksel bakımdan her hangi bir sorun yok demektir.
  • Yurtdışında olduğu gibi cinsel terapistler ülkemizde çok az bulunduğu için, ilk baş vurulması gereken kişi doktor olmalıdır.
  • Kalp damarları ile penis damarları aynı çaptadır yani 3 milimetre . Bu nedenle kalbi etkileyen tüm hastalıklarda penis de etkilenmektedir.
  • Penil renkli doppler ultrasonografi, tam kan sayımı, kan şekeri, kolesterol, trigliserid, testosteron, prolaktin, bilirubin, albumin, kreatinin ve diğer enzimler, idrar tahlili, bulbokavernöz reflekse bakılan nörolojik testler, penise özel bir takım ilaçların enjekte edilmesi, kavernozografi-kavernozometri, NPT testi yani uykuda penis sertleşmesinin ölçülmesi, uyku sırasında penis monitorizasyonu iktidarsızlıkta yapılan temel testler ve tetkiklerdir.
  • Yaşlanmaya paralel olarak iktidarsızlık sıklığı artar.

 

Dr.Obengül Ejder

Kaynaklar: Dr.Cem Keçe , Vaginismusun Üstesinden Gelmek,CTD ( Cinsel Tıp Derneği),Kasım 2007

Dr.Cem Keçe, Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı, CTD ( Cinsel Tıp Derneği),Nisan 2006

Uzm.Dr.Tahir Özakkaş , Bütüncül Psikoterapi, Litera Yayınları, 2004

 
 
 
 

NEURO LINGUISTIC PROGRAMMING -NLP

(SİNİR-DİL PROGRAMLAMASI)  

Hepimiz hayatlarımızın belli bir noktasında kendimize farklı sorular sorarız. Bir arayış içinde hayatın anlamını bulmak için yola çıkarız. Ya da belki de iş hayatımızda daha fazla başarı sağlamak, daha verimli şekilde öğrenmek, ailemiz ve arkadaşlarımızla daha kolay iletişim kurmak için adım atmaya karar veririz.

Çağımızda insan kendi belirlediği amaçlardan çok, kendisi için hazırlanan amaçlar doğrultusunda yönlendirilerek yaşamaya zorlanmaktadır. Bu da ister istemez insanın kendisine yabancılaşmasına sebep olmaktadır. Öte yandan bilgiye erişim hızı, teknoloji ve bilimdeki ilerlemeler olağanüstü düzeyde artmıştır. Bu artışların günlük hayatımıza etkisi her ne kadar farklılık gösterse de hepsinin ortak bir noktası insanda değişim ve dönüşümü her zamankinden daha çok zorunlu kılmalarıdır.

Değişim ve dönüşümü gerçekleştirebilmek için önce insanın ‘kendisinin farkında olması' gerekmektedir. Bu da insanın zihinsel, fiziksel ve ruhsal tüm kaynak ve olanaklarının farkındalığı ile mümkündür. Yaşadığımız hayattan aldığımız doyumu, yaşamımızdaki tüm değişkenlerle birlikte sadece zihnimizi yeniden yapılandırarak arttırabiliriz.

NLP –Neuro Linguistic Programming, Duyu Dil Programlaması- işte tam bu noktada insana sahip olduğu zihinsel kapasite ve güçten nasıl yararlanabileceği konusunda çeşitli bilgi, teknik ve metodolojiler sunar.

NLP nedir?

NLP İngilizce “Neuro Linguistic Programming” başlığının kısaltmasıdır. Türkçeye “Sinir Dil Programlaması” şeklinde çevrilmektedir. İnsanın kendi içinde olup bitenleri kavrayabilmek, değiştirebilmek, yeniden yapılandırmak için uygulanan teknik ve metodolojileri  içeren bir yöntemdir.

NLP, batı dünyasında son yirmi yıldır en yaygın kullanılan bireysel gelişim yöntemidir . NLP hayatınızı tam da istediğiniz gibi yaşayabilmeniz için seçeneklerinizi nasıl arttırabileceğinizin ve kullanabileceğiniz bilgisini size kazandırır.

Bu yöntem, kişinin çevresine verdiği tepkilerini, davranışlarını, yeteneklerini, değerlerini, inançlarını, kimliklerini ve hayata verdiği anlamları bir sistematik üzerinden kavrayabilmesini ve kendi istediği doğrultuda değiştirebilmesini sağlar.

NLP, bebekliğimizden gençliğimize, okul hayatımızdan iş hayatına, ailemizden dostlarımıza, hayatımız boyunca öğrendiğimiz her şeyi; yeteneklerimizi, ruh hallerimizi, davranış biçimlerimizi, değer ve inançlarımızı belirli bir iskelet üzerine oturtabilmemize ve içimizde ki milyonlarca oluşumu gözleyebilmemize olanak tanır. Ayrıca öğrenilen yeni düşünce sistematiği ile bunları içinde bulunduğumuz ortama uyumlu hale dönüştürebilme becerisi de kazanılır.

NLP, bireyin eğitim düzeyi ne olursa olsun rahatlıkla öğrenilebilen ve insanın kendi özgür iradesi ile belirlediği doğrultuda kolayca değişebilmesi için gerekli bilgi ve araçları sunar.

NLP ile değişim, kişinin değişmeyi ne kadar istediği ile çok güçlü bir şekilde bağlantılıdır. NLP'yi tam olarak özümseyebilmek ve hayatın içerisinde ustaca kullanarak istenilen nörolojik kalıba ulaşabilmek için kişinin yeni deneyimlere açık olması önemlidir.

Diğer öğretilerden NLP'yi ayıran en önemli fark kişiye kendi kaynaklarını kullanarak sorunlarına çözüm bulmayı öğretmesidir.

NLP'NİN TARİHÇESİ

NLP 1970'li yılların başında dilbilimci John Grinder ile matematikçi Richard Bandler'in belirli becerilere sahip insanlar ile bu becerilerde mükemmelleşmiş insanlar arasındaki farklılıkları ortaya koyma çalışmalarıyla Californiya'da doğmuştur. Dikkatli ve detaylı bir gözlem sayesinde üç olağanüstü terapistin davranışlarını modellediler;Virginia Satir, Fritz Perls ve dünyaca ünlü hipnoterapist Milton Erickson. Çalışmaları sırasında bu bireylerin çok farklı tarzları olmasına karşın şaşırtıcı benzerlikte başarılı sonuçlar aldıklarını keşfettiler.

Grinder ve Bandler bu ilk çalışmanın ardından mükemmel performansa sahip başka insanların modellerini çıkarttıktan sonra insanların performansını geliştirmek,mükemmel iletişimci haline gelmelerini sağlamak ve olumlu kişisel değişikliklerden geçmelerini mümkün kılmak yönünde başkaları tarafından da kullanılabilecek yararlı bir model hazırladılar.

Modelleme NLP'nin geliştirilmesinde merkez niteliğini hep korumuştur. Örneğin sağlık sektöründe en başarılı ve hastaları ile en iyi diyalog kurabilen doktorların modellemesi yapılmış ve becerileri başkalarına aktarılmıştır .

NLP'nin gelişiminde başka insanların da katkıları olmuştur.İlk çalışmalar davranışsal yaklaşım olarak tanımlanırken,son zamanlarda vurgulama davranışların ardında yatan kimlik,inançlar ve değerlere kaymıştır. Bilinçli ve bilindışı zihinler arasındaki ilişki ve dengenin anlaşılması son dönemlerdeki NLP eğitiminin merkezini oluşturmaktadır.

NLP ile hayatımızda istediğimiz dönüşümü oluşturabilmek mümkündür. Bu amaçla şu dört ilkenin önemi üzerinde durulmaktadır.

1) Önce ne istediğinizi bilmelisiniz. Her durumda elde etmek istediğiniz sonucu açıkça

belirleyin.

2) Farkında ve uyanık olun. Hedefe yaklaştığınızı veya uzaklaştığınızı anlamak için

kendiniz ve başkalarına karşı yeterli duyusal keskinliğe sahip olun.

3) Yeterli esneklik gösterin. Sonucu elde edinceye kadar davranışınızı değiştirebilmek için

gereklidir.

4) Eyleme geçin. Hatırlayın- eğer yola çıkmazsanız asla hedefe varamazsınız!

NLP insan yaşamına dair hemen her alanda kullanılmasına karşın belli başlı etki alanları aşağıda sıralanmıştır:

Eğitimde NLP

  • Hızlandırılmış öğrenme.
  • Ders çalışma motivasyonu kazandırılması
  • Öğrenmenin öğrenilmesi
  • Hafıza teknikleri,
  • Yaratıcı öğrenme,
  • Sınavlara stressiz hazırlanma,
  • Öğrenme zorluklarının yenilmesi,
  • Öğretmenlerin yetiştirilmesi,

İş Dünyasında NLP

  • Liderlerin eğitimi,
  • Takımların eğitimi,
  • Bir bütün olarak öğrenen organizasyonların kurulması,
  • Başarılı yöneticilerin/satıcıların vb. modellenerek davranışlarının astlarına/diğer
  • meslektaşlarına aktarılması,
  • Bilinç dışı   satış,ikna ve prezentasyon teknikleri,
  • Motivasyon,karar verme ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi.

Sağlıkta NLP

  • Strese dayalı (psikosomatik) hastalıkların tedavisinde, tıbbi tedaviye yardımcı olarak,
  • Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi,
  • Ağrılar,
  • Moral destek gerektiren tüm rahatsızlıklar.
  • Depresyon,
  • Sosyal fobiler,
  • Sigara bağımlılığı,

Kişisel gelişimde NLP

  • Kendini tanımak,
  • Özgüven kazanmak ve kendi kendine motivasyon,
  • Her türlü davranış değişimi,
  • Alışkanlıkların değişimi (yeme alışkanlıkları, sigara bırakma, tırnak yeme, vb)
  • Mevcut olmayan ve istenen alışkanlıkların kazanılması,
  • Hayattan zevk alma ve mutluluk,
  • Kişisel başarı (toplumda, işte, evde)
  • İnsanlarla iletişim problemleri(hayır diyememe, pasiflik, vb.)

Aile içi iletişimde NLP

  • Eşler arasında iletişim bozuklukları,
  • Ebeveyn-çocuk ilişkileri,
  • Çocukların yetişme problemleri,
  • Evlilik öncesi iletişim sorunları,
  • Ergen problemleri

Sağlık Sektöründe NLP'den Nasıl Yararlanılabilinir?

Sağlık personeli gerek kendi aralarındaki gerekse hastalarla olan iletişimi etkin, doğru ve istenilen düzeyde kurmak için çeşitli NLP tekniklerinden faydalanabilir.

Hastaların ‘Gerçeklik Haritalarını' ve ‘Dünya Modellerini' doğru olarak anlamak bir başlangıçtır. Her davranışın altında inanç ve değerlerimizin yattığını bilerek davranış değiştirecek doğru stratejilerin ve motivasyonların belirlenmesi son derece önemlidir. Hastaya ve konuya yönelik en uygun konuşma biçiminin seçilmesi hasta hekim ilişkisinde hedeflenen güven ortamını sağlayacaktır. ‘Hastalık yoktur. Hasta vardır' prensibiyle çalışan ve bunun üzerinden onlarla ilişki kuran sağlık çalışanı daha verimli ve başarılı bir iş hayatını otomatik olarak yakalamış olacaktır.

 
 
 
 
 

 

EFT NEDİR?

EFT, Stanford'lu bir mühendis, Gary Craig tarafından geliştirilmiş bir enerji tekniğidir ve adını “Duygusal Özgürlük Teknikleri “ anlamına gelen “ E motional F reedom T echnique” in baş harflerinden almaktadır.

Çinlilerin 5000 yıldır kullandığı, enerji sistemi, meridyenler ve bunun sağlık üzerine etkileri bilinmekte ve başarıyla kullanılmaktadır. Yani enerji teknikleri pek de yeni bir konu sayılmaz,

Şimdi doğunun bilgi birikimi batının analitik yaklaşımıyla sentezlenerek sadeleştirilmiş ve herkesin kısa sürede öğrenerek kendi başına rahatlıkla uygulayabileceği pratik teknikler haline getirilmiştir.

 

EFT Çin tıbbındaki enerji meridyenleri ile batının kinesyolji ilminin çok başarılı bir sentezidir.

EFT'yi akupunktur, akupressure gibi tekniklerin iğnesiz yapılan bir versiyonu olarak da değerlendirebiliriz…

EFT'nin, anksiyete, korkular, fobiler, travmalar, yas, kızgınlık, suçluluk gibi duygusal bozukluklardan, performans geliştirme(iş dünyası, kariyer, satış, spor…) ve ilişkilerin iyileştirilmesine varan oldukça geniş bir yelpazede uygulama alanı vardır.
Öğrenmesi kolay olan bu teknik bireyin profesyonel ve kişisel gelişiminde gerçek bir devrim yaratmaktadır.

Tarihçe

1980 yılında Amerikalı bir klinik psikolog olan Roger Callahan çok yoğun su fobisi olan bir hasta ile ilgilenmektedir. Hasta su korkusu yüzünden şiddetli baş ağrıları çekmekte, sık sık korkunç kabuslar görmektedir.Yıllardır terapi görüyor olmasına rağmen pek bir aşama kaydedilememiştir.Callahan da hastayı diğer terapistler gibi 1,5 yıl boyunca klasik yollarla tedavi etmeye çalışır.Fakat o da pek bir aşama kaydedemez.

O sıralarda bedendeki enerji sistemi üzerine çalışmakta olan Callahan, hastası midesindeki ağrıdan bahsettiği sırada tamamen içgüdüsel olarak, mide meridyenin uç noktası olan göz altındaki noktalara parmak uçlarıyla birkaç kez vurur.

Bunun üzerine, hasta Callahan'ın şaşkın bakışları altında, büyük bir heyecanla su fobisinin kalmadığını söyleyerek en yakındaki yüzme havuzuna koşar ve yüzüne su serper. Ne baş ağrısı kalmıştır, ne kabuslar ne de su korkusu.

Callahan çok etkilenir bu durumdan ve yapıtğı araştırmalar sonucunda başka etkili noktaları da keşfederek yeni bir enerji tekniği geliştirir ve bu tekniğe TFT (Thought Field Therapy) adını verir.

Stanford'lu bir mühendis olan Gary Craig de başlangıçta birçok insan gibi olanlara inanmakta güçlük çeker ama alınan sonuçlar ortadadır ve çok çarpıcıdır.

Bu konu üzerinde çalışırken TFT'de bazı eksiklikler farkeden Craig, mühendis olmanın getirdiği analtik bakışla TFT üzerinde bir takım değişiklikler yaparak daha rafine hale getirir. Böylece hem herkes tarafından daha kolay uygulanabilmekte hem de daha kısa sürede sonuç alınmaktadır.
Graig TFT'nin bu modifiye edilmiş versiyonuna EFT yani “Emotional Freedom Technique” adını vererek öğretmeye başlar.

EFT Nasıl Çalışır?

Vücuttaki enerji akışını bir televizyondaki enerji akışına benzetebiliriz. Enerji düzgün aktığı sürece TV'de resimler ve ses nettir. Elektrik akışında bir sorun olduğunda ses parazitli, görüntü de karıncalıdır.Benzer durumu bedenimizde yaşarız.Negatif deneyimler de bedenimizdeki enerji akışını, dengesini bozar.

Bozulan denge de negatif duygulara yol açar.

EFT ile yaptığımız, değişik meridyenlerin başı ya da sonu olan akupunktur noktalarına hafifçe vurmaktır. Böylece her bir noktadan bütün meridyene enerji gönderilir. Bir dizi noktaya dokunularak tüm sistem kapsanmış olur. EFT'nin işe yaraması için, çözmek istediğiniz özel sorun üzerine odaklanarak bu vuruş işleminin gerçekleştirmeniz gerekmektedir.

Bu tekniğin altında yatan prensip kısaca şöyle özetlenebilir:

  • İnsanlar çocukluklarından itibaren, ruh dünyaları üstünde negatif etki yaratan birtakım olaylar yaşarlar.
  • Bu olumsuz anılar onların enerji kanallarında (çin tıbbındaki adı ile enerji meridyenlerde) tıkanıklıklara (blokajlara) yol açar.
  • Bu tıkanıklıklar da fiziksel hastalıklar, ruhsal problemler ve performans düşüklüğü gibi sorunlara yol açar.
  • Blokajların çözülmesi ile birlikte negatif duygular ve bunların hayatımızda yarattığı kısıtlar da ortadan kalkar.

 

 
 
 
 

Yaramazlık olarak adlandırılan, yerinde duramama, şımarıklık, huysuzluk ve kurala karşı gelme davranışları, gelişimin doğal bir görüntüsü olabildiği gibi, doğuştan gelen fizyolojik bir bozukluk sonucu ya da anne babanın yanlış eğitimi sonucu oluşabilir.

Gelişim sürecine bakıldığında 2,5 ve 6 yaşlarının adeta birer olumsuzluk yaşı, isyankârlık yaşı olduğu görülür. 2,5 ve 6 yaş çocuğunun tipik karakteristikleri arasında, dengesizlik, kurala karşı olma, olumsuzluk ve isyankâr bir tutum sayılabilir. Yine 4 yaş, çocuğun kabına sığamadığı kolay öfkelendiği öfkesini de kaba kuvvetle ortaya koyduğu bir taşkınlık yaşıdır. Bu sebeple, yaramazlık sorunu ile karşı karşıya kalan ebeveynin, öncelikle gelişim aşamalarına ilişkin özelliklerden haberdar olması ve bu ışık altında çocuğun davranışlarını değerlendirmesi gerekir. Bunun yanı sıra, her çocuk yaramazlık yoluyla enerjisini kanalize etme, boşaltma yolları arayacak, yeteneklerini sınama fırsatı bulacaktır. Çocuk, çevreye uyumu bu tür denemelerle öğrenecek, kimlik duygusu ancak bu yolla pekişecektir. Bu sebepledir ki, 2,5 – 3 yaş arasındaki isyankâr tutuma, bazı uzmanlar ‘karşı koyma krizi', bazıları da ‘kişilik krizi' adını vermektedirler.

Çocuğun bu tür davranışlarının hepsinin ana baba tarafından olumsuz karşılanması, dayak ve sert yöntemlerle bastırılması, çocuğun gelişimine engel olucu etkide bulunur. Kişilik gelişimini olumsuz açıdan etkiler. Bağımlı, girişim yeteneği olmayan, içe dönük bireylerin oluşumuna neden olur.

Yaramazlık gelişigüzel yapıla gelen hareketler değil, organize ve belirli bir amaç için gerçekleştirilen eylemlerdir. Yani çocuk yaramazlığı bilerek yapar. Ya öç almak için, ya aile içindeki kaybettiği statüsünü yeniden kazanmak için, ya dikkat çekmek için, ya da kendisini yetersiz gördüğü için.

Çocuğun yaramazlığı, hiperaktivite adını alan ve doğuştan gelen fizyolojik bir kusurdan da kaynaklanabilir. Bu yapıdaki aşırı hareketli çocuklarda, huzursuzluk, yerinde duramama ve dikkat süresinde kısalık sebebiyle, maymun iştahlılık belirgin özellikler arasındadır. Bu yaramazlık türü, yukarıda belirtilmeye çalışılan yaramazlıktan farklıdır. Çünkü buradaki yaramazlık görüntüsü adeta bir hastalık tablosu, belirtisi olarak dikkatimizi çekmektedir.

Bu tür durumlarda bir uzmana başvurulmalıdır. Çocuğun yaramazlığı; aile içinde yaşanılan problemlerden , özellikle de anne- çocuk ya da baba- çocuk arasında yaşanılan iletişim problemlerinden veya yanlış tutum ve davranışlarından mı kaynaklanıyor yoksa dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu mu var diye uzman tarafında değerlendirilip doğru tanı konulmalıdır.Aile bilgilendirilmeli, doğru tutum ve davranışlar öğretilmeli, çocuğun da duygularını doğru aktarabilmesi için uygun ortamın yaratılması sağlanmalıdır.

Derleyen: Uzm.Psk.Danışman Ahmet Atçı

 
 
 
 

OKULA YENİ BAŞLAYAN ÇOCUKLARIN KORKULARI: OKUL FOBİSİ

Okula yeni başlayan çocukların "Annem babam beni özler mi?" ya da "Annem beni almaya gelmez ise , beni burada unutur mu?" korkusunu yaşarlar. Çocuklarda okulda oluşan yoğun sıkıntı ve huzursuzluk hissi nedeniyle okula gitmek istememe ve okulda yalnız kalamama ile karakterize duruma okul korkusu (okul fobisi) adı verilmektedir.

Okula başlangıç çocuğun yaşamında bir dönüm noktasıdır.Ünlü Türk düşünürü Gazali okula başlayan çocuğu olan anne babalara şu öneride bulunur: "Okuldan döndükten sonra, çocuğun güzelce oynamasına ve okul yorgunluğunu gidermesine izin verilmelidir. Çocuğun oyundan alı konması ve devamlı öğretim yükü altında ezilmesi; onun kalbini öldürür, zekâsını köreltir ve hayatı başına zindan eder. Hatta onu, dersten başını kurtaracak çare aramaya yöneltir.

Okul fobisinin belirtileri nelerdir?

Çocuk okula gittiğinde hatta daha okula gitmeden önce onun için dayanılmaz olan kaygı ve korkular yaşar. Bu korku ve kaygılar hem okul hem de aile kaynaklı strese verilen tepkilerdir. Öne sürdüğü bahaneler arasında :

- Mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, karın ağrısı,iştah kesilmesi, enerjisinde ,düşüklük,

gece uykuya dalmakta zorluk ve uykudan sık aralıklarla uyunma,neşesiz ve mutsuz yüz ifadesi,altına kaçırma,

Psikolojik belirtileri:- Depresyon, kaygı, panik bozukluk, sosyal fobi (arkadaşlarla ilişki kurmakta zorlanma, kalabalık ortamlardan uzaklaşma isteği, sınıf içinde durmakta güçlük çekme)

- Aileden (özellikle de anneden) ayrılma endişesi: Bu belirtiler çocukta özelikle okula gitme zamanı yaklaştıkça ortaya çıkar ya da şiddetini arttırır.

Okul korkusuyla ve okulda ilk günleri rahat atlatmak için ailelere öneriler:

1-Kendinizi çocuğunuzun yerine koyun ve duyduğu kaygı ve endişeyi anlamaya çalışın.

2-Çocuğunuzu okula gitme zorluğu nedeniyle cezalandırmayın, küçük düşürücü sözlerle aşağılamayın.

3-Sabırlı, tutarlı ve kararlı bir tavır içinde olun.

4- Vedalaşmanızı kısa tutun ve okuldan ayrılın.

5-Okul çıkışı tam zamanında geleceğinizi söyleyin ve tam söz verdiğiniz saatte okulda olun.

- Eve geldiğinde, çocuğunuzun okulda yaşadıkları ile ilgili onunla SABIRLA konuşun.

- Çocuğun mutlaka okula gitmesi sağlanmalı. Bu konuda taviz verilmemeli.

- Eğer bahsedilen belirtiler uzun süre devam ederse psikolojik yardım alın.

Derleyen: Sedef BAL- Psikolojik Danışman
 
 
 
 

SORUNLU-PROBLEMLİ DAVRANIŞLARA ÇÖZÜM YOLLARI-ÖNERİLER

ÇOCUK VE GENÇLERDE PROBLEM NE ZAMAN PROBLEM OLUR?

  Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar.

Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir. Bu ölçütler:

1-Yaşa uygunluk : Her gelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. 3-5 yaş çocuğunun söylediği yalan , yalan olarak kabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapan bir davranış olarak kabul edilir.

2-Yoğunluk :Bir davranışın bozukluk olarak kabul edilmesindeki 2. Ölçüt yoğunluktur.Ör; 5 yaş çocuğunda öfke ve huysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme şekline dönüşürse, davranış bozukluğuna girer.

3-Süreklilik: Çocuğun belirli bir davranış türünü ısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.2 yaş çocuğunun 7-8 yaşına kadar altına kaçırmaya devam etmesi gibi

4-Cinsel rol beklentileri : Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklere benzer saldırgan davranan kızların davranışları sorunlu davranış olabilmektedir.

Genel Olarak Davranış Bozukluklarının Nedenleri

-Dikkat çekmek , çocuk ve ya genç bu şekilde davranarak ailenin ve çevrenin ilgilenmesini sağlıyorsa bu hareketini sürdürür.

- İntikam alma isteği , aşırı otoriter ana-babaya karşı kızgınlığın göstergesidir.

-Ana-babaya karşı güç kazanma isteği , özellikle ergenlerde görülen problemli davranışlar bunların nedenidir.

-Yetersizlik , ana-babanın aşırı korucu tutum içinde olması çocuğun kendini yetersiz hissetmesine neden olur bu nedenle çocuk ve genç problemli davranışlara girer.Bunlar; Saldırganlık ,Çalma ,Yalan,Küfür,Tikler,Okul korkusu,Dışkı kaçırma,Altını ıslatma ,Tırnak yeme ,Kekemelik ,Parmak emme ,İnatçılık,Dikkat eksikliği, Hiperaktivite,Ergenlikte görülen Anti-sosyal davranışlar vb.

Bu durumda Ana-Babalara Düşen Görevleri şöyle özetleyebiliriz: Çocuğa da saygı göstererek, çocuğa kaliteli zaman ayırarak, onu cesaretlendirerek, ona sevdiğimizi her fırsatta belirterek bu problemleri azaltabiliriz.

Ancak bazen bu yöntemler işe yaramaya bilir ve problemler ortadan kalkmayabilir.O zaman profesyonel bir yardım almakta yara vardır.Çocuğunuzla birlikte çocuk ve ergen psikolojisinde uzman birinden yardımla problemlerin üstesinden hep birlikte gelinebilir.

Derleyen: Sedef BAL- Psikolojik Danışman

Yaralanılan Kaynak :Haluk Yavuzer,Çocuk Psikolojisi

 
 
 
 

Çocuğunuzun Zekasını Öğrenmek İstermisiniz?

ÇOCUKLARIMIZ VE ZEKALARI

    Çocuklarımız bizim en değerli varlıklarımız.Onları en iyi ve doğru biçimde eğitmeye çalışırız.bilim adamları da siz çocukları eğitirken boş durmammışlar ve bize ve çocuğunuza yardımcı olmak için zeka ile ilgili araştırmalarını arttırmışlardır.ve eski zeka teorilerinin aksine çoklu zeka kuramını karşımıza çıkarmışlardır.Bize düşen onların emeklerini kullanmak ve işler hale getirmektir.

     Çoklu Zekâ Kuramına göre, insan beyni, sözel-dilsel, mantıksal-matematiksel, müziksel-ritmik, görsel-uzamsak, içsel, kişilerarası, doğa ve bedensel-kinestetik zeka alanlarını içermektedir. Geleneksel eğitim bunlardan il ikisini yani sayısal ve sözel alanı dikkate almaktadır. Diğerleri okullarımızda hala ihmal edilmektedir. Oysa tek yönlü beslenme metabolizma üzerinde nasıl olumsuz etkiler oluşturuyorsa, tek yönlü zeka beslenmesi de zihin gelişimini potansiyel olarak sınırlamaktadır.

      Aileler çocuklarının iyi beslenip beslenmediğine iki açıdan bakmak durumundadır. Birincisi fizikse beslenme , ikincisi ise zihinsel beslenmedir . Anneler saatlerce televizyon reklâmlarının karşısında çocuklarına yemek yedirdiklerinde kendilerini iyi hissetmektedir. Oysa yeme bozukluğu, dikkat bozukluğu, konsantrasyon eksikliği bu tür annelerin neden olduğu olumsuzluklardan sadece bir kaçıdır. Zihinsel beslenmede ise, daha vahim bir durum ortaya çıkmaktadır. Çünkü onun sonuçları, diğeri gibi açıkça gözlenememektedir.

Eski geleneksel zeka anlayışında zeka, sabit,  geliştirilemez , yaşamdan soyutlanmış, çocukları sıralamak ve başarıyı ölçmek için kullanılırken, yeni anlayışa göre zeka türünü öğrenmek , bireylerin gizil güçlerini ve onların başarılı olabilecekleri farklı yolları anlamak için kullanılır .

Zeka Türleri

 

 

 

 

 

 

Geleneksel
Zekâlar

-->

Sözel Dilsel Zekâ

İçsel Zekâ

<--

İKişisel
Zekâlar

-->

Mantıksal-Matematiksel Zekâ

Kişilerarası Zekâ

<--

Sanat ve Müzik
Zekâları

-->

Görsel-Uzamsal Zekâ

Bedensel-Kinestetik Zekâ

<--

Açık hava
Zekâları

-->

Müziksel-Ritmik Zekâ

Doğa Zekası

<--

 

Gardner'a göre insanları zekî ya da az zekî diye sınıflamak çok yanlıştır. Asıl olan insanın ilgi alanını tespit etmek ve hangi tür zekâya sahip olduğunu belirlemektir. Siz de çocuğunuza karşı yaklaşımlarınızı düzenlemek için bu testi yaptırın ve çocuğunuzun baskın zekâ türünü ya da türlerini tespit edin. Bu sayede , tespit ettiğiniz zekâ türüne göre çocuğun hangi yöntemlerle eğitilmesi gerektiği ve hangi mesleğe yöneltilebileceği gibi bilgileri alabileceksiniz .

Derleyen:Sedef BAL-PSİKOLOJİK DANIŞMAN

 
 

Dr. Obengül Ejder Aile Danışma ve Eğitim Merkezi
Gazipaşa Blv. Bahribey Apt. Kat:2 No:2 (kitapsan üzeri) Seyhan/ADANA Tel :0 322 459 56 56 info@drobenejder.com